İşte geldin hepimize hayır ve bereket getirdin. Hoş geldin.
Şimdi senin gelmenle hayata bir dakika ara verelim. Yoğun gündeme sırtımızı çevirip, mana âlemine yüz çevirelim.
İnsana ve insana ait ve varsa onu söyleyip onu konuşalım. Çünkü insanı tanımayınca rabbini tanıyamazsın. Bir hadiste “her kim nefsini tanırsa Rabbini de tanır” diye buyruluyor.
İnsan hakikaten bir muamma…
Yüzyıllardır sayısız felsefeci, psikolog ve sosyolog insanı tanımaya ve onu anlamaya çalıştı. Ancak bu muazzam varlığı ifade etmek elbette zor olacaktı. Çünkü bu muazzam varlık ne kadar anlatılırsa anlatılsın bir bölümü eksik kalacaktı.
Yaratılan her şey büyük âlem insan ise küçük âlemdi. Büyük âlemde her ne varsa küçük âlemde de özeti mevcuttu…
İnsanı biyolojik yönden ele alırsak; insan vücudunda bir görüşe göre 50-60 trilyon, bir görüşe kadar 100 trilyon hücre vardır. Bu hücrelerin içinde ise kütüphanelere sığmayacak kadar bilgi olduğunu düşünürsek bu muazzam eserin sahibinin ne büyük bir kudret sahibi olduğunu anlarız.
Bir de insanın manevi yönü vardır. İnsan manevi olarak bütün yaratılmışların özeti gibidir. Her varlık türünün yaşadığı alanlar vardır. Bunlara biz boyut diyelim…
Her boyut farklı varlıklarla doludur. İnsan ise sahip olduğu özelliklerle bütün varlık alanlarını kapsar. Meleklerde sadece ruh vardır. Cinlerde sadece nefis vardır. Hayvan ve bitkilerde ise hem nefis hem de beden vardır. İnsanda hem ruh, hem beden hem de nefis vardır.
İnsanın ruh boyutu da farklı katmanlar halindedir. İnsan ruhunda;
1-Nefis boyutunda: cinsel içgüdü, dürtüler, arzular, kıskançlık v.b. huylar bulunur.
2 -Beyin boyutunda: hafıza, akıl, zeka gibi üstün kabiliyetler vardır.
3- Gönül boyutunda: sevgi, korku, iman, irade, anlayış, iyilik, şefkat v.b. duygular bulunmaktadır.
Bütün bunları biz yaşadığımız yüzyılın teknik imkânlarıyla öğrenebiliyor ve açıklayabiliyoruz. Oysa 1400 yıl önce sizlere aktaracağım kıssa asırları aşan bir mucizeyi gözler önüne sermiştir.
Bir gün peygamber efendimiz Hz.Ali'ye sorar der ki:
— Ya Ali ALLAH(c.c.)' ı seviyor musun?
— Evet ya Resullah.
— Peki, beni seviyor musun?
— Evet ya Resullah.
— Peki, eşini seviyor musun?
— Evet ya Resullah.
— Peki, çocuklarını seviyor musun?
— Evet ya Resullah.
— Peki, bunların hepsini bir kalpte nasıl yapıyorsun? diye sorunca Hz. Ali beklemediği bu soru karşısında şaşırmış ve cevap verememişti.
— Bunu düşünmem gerek diyerek oradan ayrılmıştı.
Hz. Ali düşünceli bir şekilde dolaşırken eşi Hz. Fatıma düşünceli olduğunu fark ederek kendisine sorar:
— Nedir bu hal ya Ali? Eğer bu düşünceliğin dünyevi kaygılardan dolayı ise sana yakışmaz bırak gitsin. Yok bu halin Rahmani kaygılarından dolayı ise, anlat birlikte çözüm bulmaya çalışalım der.
Hz. Ali Kayın pederi ile arasında geçen diyalogu bir bir Hz. Fatıma’ ya anlatır. Hz.Fatıma durumu öğrenince tebessüm eder. Hz. Ali ye der ki;
— Ya Ali babama git ve de ki: “ALLAH(c.c.)' ı aklım ve ruhum ile seviyorum. (beyin boyutu) Ya Rasulallah seni kalbimle seviyorum. ( gönül boyutu)
Eşimi nefsimle seviyorum. ( nefis boyutu)
Çocuklarını şefkatiyle sever.( gönül boyutu)
Hz. Ali aldığı bu aldığı bu cevap karşısında memnun olur ve hemen Peygamber efendimizin yanına gelerek Hz. Fatıma’dan öğrendiklerini Peygamber Efendimize anlatır. Peygamber efendimiz cevabı alınca tebessüm eder ve der ki;
— Ya Ali bana getirdiğin bu gül, nübüvvet ağacından koparılmıştır.